Hakkımda



Uşak'ta doğdum, Türkiye'nin en büyük köyü diye geçer Uşak.
Gazi Mustafa Kemal İlköğretim okulundan mezun oldum. Öğretmen olabileyim diye ailemin yönlendirmesiyle Şehit Abdülkadir Kılavuz Anadolu Öğretmen Lisesini kazandım.
Liseyi kazandığımda abim Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisindeydi. Hayalim hem Ankara'da abimle olabilmek hem de ODTÜ yü kazanmaktı. 4 yılın sonunda sınava girdim, puanlar açıklandı. ODTÜ İlköğretim Matematik öğretmenliği tutuyordu. Gerek babamın analitik zekası gerekse anlamayan kişilere anlatamama özelliğim beni öğretmen olma isteğimden uzaklaştırdı, mühendis olmalıydım (Asıl Avukat olmalıydım fakat eşit ağırlık hiç benim harcım değildi- hala öyle) (Babam her 24 Kasımda sorar pişman mısın öğretmen olmadığın için diye ve her 24 Kasımda şunu söylerim, Mühendis olduğum için mutluyum:) )
2006 yılında Gazi üniversitesi endüstri Mühendisliğine girdim, klasik üniversite yaşamı, tek fark abimleydim. ikimiz de zor zamanlarımızı birlikte atlattık. Sadece ikimiz de değil :) ankaranın nisan soğuğunda annesi tarafından terkedilmiş 3 yavru kediyi aldık eve, ikisini yaşatamadık, çok küçüklerdi. biri kaldı ama hayatta. 13 yaşında şu an, tam bir asabi, Dobi adı.
2011 yılında mezun oldum. bu süre zarfında ilk iş yerimden ayrıldıktan sonra 6 ay çalışmadım (abim de askeriyeden ayrıldı, hep birlikte uzun zamandır yaşamadığımız bir aile saadeti yaşadık aslında). bu arada 1 kedi daha bulup getirdim, iki gözü de kapalıydı iltihaptan. veterinere götürdüm, sokağa bırakırsanız yaşamaz dedi, anneme söyledim eve alamazsın dedi; e eve alamazsam ben de giderim o zaman dedim 3 gün yemek yemedim. zar zor ikna ettik, şu an tek gözü kurtulmuş bir şekilde yaşıyor bizimle serseri- 6 yaşında o da, zeytin.
sonra hayalimdeki şehirde iş buldum. hep yaşamak istediğim yer. Çocukken fuara götürürdü ailem İzmir'e; ben büyüyüce burada yaşayacağım derdim hep. ve öyle de oldu. 2014 yılında ilk adımımı attım hayallerimin kenti İzmir'e.
ailece yaşamın ardından yalnız kalmak epey zor geldi. ihtiyacı olan bir canlı var mı diye bakarken, iki gözü e görmeyen bir kedi ilanı gördüm, onu sahiplendim. Milka, ilk kör kedim, can kedim...
2 yıl sonunda balkondan düştü ve öldü. belki ihmal belki adı ne bilmiyorum, belkisi yok işte. ona dair tek bildiğim şu an omzumdaki varlığı.
Milka'nın kaybının ardından başka bir kör kedi ilanı aradım, buldum bir tane. onu almak için gittiğimde kaçtı benden, minik bir kör kedi geldi yanıma. ilk başta Şanslı koydum adını, sonra dedim ki, neden o şanslı, belki de o senin Şans'ın. Şuan kendisi 3 yaşında,karşımda yatıyor hatta açmış göbeğini Şans.
sadece bunlar değil tabi benim hakkımda olan şeyler. bunlar dışından o kadar çok arkadaşlık, sevgi, kin, göz yaşı, kalp kırıklığı, yalan, aşk birikti ki hayatımda. kimi zaman umutlarımı soldurdu geçen zaman kimi zaman güvenimi bertaraf etti ama hepsinde ayakta kaldım.
yalnız kalmaktan kortuğumu anladım karantina günlerinde. meğer ben yalnız kalmaktan korktuğum için, hayatımdaki kişi gidivermesin diye kendimden o kadar çok ödün vermişim ki, hep ikinci planda, hep son planda yer almışım bu evrede kendimi. Ve ben; yalnız kalınca anladım ki, kendim değilmiş korkmam gereken. kendimden başka herkesmiş belki de. çünkü insana en büyük acıyı kendisi çektirebilirmiş ve kendisi ie barışık olan insanların da hayatta baş edemeyecekleri kimse yokmuş.
Neyse, tüm dönemlerde yazdım hep. konuşmayı da sevdim ama daha çok yazdım. söylediklerimin uçup gittiğini gördüm, nasılsa hisseder söylemeye gerek yok dediğim şeylerin karşımdaki insanı teğet geçtiğini...
belki şiir belki düz yazı belki tek bir cümle, ya da kelime. hiç farketmez. Yazıyorum.
bu sayfa benim sayfam ve bu benim.
hayata dair, yaşamaya, umuda, sevgiye, iyiliğe, güzelliğe, mutluluğa; belki de varsa - aşka dair..

Yorumlar